Kökler ve Gölgeler ÜzerineBu satırları yazarken, zihnimde hep o tek bir imge vardı: Masadan düşen yeşil bir zeytin tanesi. O küçük, yuvarlak ve dirençli meyve, aslında “Zeytin Yeşili”nin ruhunu özetliyor. Bu hikâye, sadece Suriye İç Savaşı’nın istatistiksel bir dökümü değil; o istatistiklerin arkasındaki insan yüzlerini, kırılan hayalleri ve yeniden yeşeren umutları anlatma çabasıdır.Hüseyin Hoca’nın sükuneti, Zeynep’in trajediye dönüşen sessizliği, Ahmed’in vicdan azabı ve Leyla’nın olgunlaşan hüznü... Her biri, tanıdığım, dinlediğim veya hissettiğim gerçek insanların yansımalarıydı. Savaş, sadece binaları yıkmıyor; ailelerin içine, dillerine, ayakkabılarına ve hatta zeytin kavanozlarına kadar sızıyor.Ben, bu romanda savaşın o her şeyi yok eden yüzüne karşı, bir halkın belleğindeki yaraların nasıl birer zeytin kökü kadar derine indiğini ve o belleğin nasıl inadına hayata tutunduğunu göstermek istedim.Bu kitap, savaş denilen o canavarda kaybedilen her cana, vatanını terk etmek zorunda kalan milyonlara adanmıştır. Rejimler değişir, savaşlar biter ama bir halkın belleğindeki yaralar zeytin ağaçları kadar uzun yaşar. Umarım “Zeytin Yeşili” o belleklerin sesi olmayı başarır.