Peki, zaman diye birşey yoksa? O vakit bütün bu geçmiş, gelecek ve şimdi dediğimiz evreler yalnızca zihnimizin ürettiği yanılsamalar değil midir? Belki de biz, aklın kavrayış sınırları içerisine sığdırabilmek için bu mütemadiyen devinen akışı parçalara ayırıyor, ona isimler veriyoruz. Oysa hakikatte bütün anlar, tekbir bütünün farklı yansımalarından ibarettir. Ne doğmuş bir an vardır, nede ölmüş bir an; hepsi aynı çizginin değişik izdüşümleridir. İnsan, bu algı zincirinden kurtulabilseydi, varlığın özüne temas edebilir, “Zamanın Sahipleri” dediklerimizin sırlarını belki de görebilirdi.