Günlük, çoğu zaman yazarın kendine dönük konuşmasıdır; mahrem, içe kapalı, bazen de ancak sonradan okura açılan bir alan. Jurnal ise -kelimenin hakkını verircesine- dışa dönüktür: Yaşanan anın, zihinsel ve duygusal hâlin kaydını tutar; saklanmak için değil, tanıklık etmek için yazılır.Alper Hasanoğlu, bu “jurnal”de bizi bir psikiyatristin seans odasından İstanbul’un mahalle kahvelerine, oradan Berlin Mitte’nin ıhlamur kokulu sokaklarına sürüklüyor. Tomris Uyar’ın Gündökümleri, Demir Özlü’nün Berlin Güncesi ve Kant’ın felsefesiyle konuşan bu metin; yalnızlığın, göçmenliğin ve insan ruhunun labirentlerinde dolaşıyor.Bu kitap, bir şairin dizesinde yankılanan seslerin, bitpazarlarında aranan geçmişin ve “hayat yorgunu” (lebensmüde) bir zihnin dürüst tanıklığıdır.“Sanki kendimin de içinde olduğu hayat tanıklıkları beni, insanların önünde ruhen çırılçıplak bırakıyor. Sonra kendime, çıplak olmaktan neden korktuğumu soruyorum.”